Enerjik kadınların sırrı ne?
Aynı anda herşeyi yapabilen ve de işin ilginci bunların hepsini iyi yapabilen bazı kadınlar vardır. Bu kadınları markette görürsünüz: Bir yandan cep telefonu ile konuşurken, bir yandan da alışveriş arabasını doldururlar ve yanlarında da mutlu, söz dinleyen bir çocuk vardır. Alışveriş listesini hazırlamanın bile ne kadar enerjinizi aldığını düşündüğünüzde bu size haksızlık gibi gözükür. Bu kadınlar bunu nasıl başarırlar? Bu enerjilerinin kaynağı nedir?
Bu meşgul ve etkin kadınların birkaç sırrı var tabii. Sizin de deneyebileceğiniz püf noktalarından bazıları şöyle:
1. Liste yapın
Bu etkin kadınlara sorulduğunda istisnasız hepsi aynı yanıtı verecektir: Yapacağınız şeyleri yazın. Her günün sonunda ertesi gün başarmanız gereken şeylerin listesini yapın. Böylece hem kendinizi sorumlu hissedeceksiniz, hem de günlük telaşın yapmanız gerekenleri unutturmasına engel olacaksınız. Listeler sorumluluklarınızın altından kalkılmaz bir dağ gibi gözükmesini de engeller. Ayrıca tamamladığınız maddelerin üzerine çizik atarken kendinizi çok iyi hissedeceksiniz!
2. Egzersiz yapın
Zaten yoğun olan gününüze bir de egzersizi ekleme fikri çılgınca gözükebilir. Egzersiz sadece daha fazla yorulmanıza yararmış gibi gözükse de aslında bunun tam tersi bir etki yaratır. Güne hafif bir egzersizle başlamak gün boyu kendinizi daha enerjik hissetmenizi sağlar. Ayrıca egzersiz sırasında salgılanan endorfin ("mutluluk hormonu") de stresi azaltır. Unutmayın enerji ne kadar fazlaysa, stres o kadar az olacaktır.
3. Kendinize zaman ayırın
Haftada, iki haftada ya da ayda bir gün, birkaç saati sadece kendinize ayırın ve bu sürede işle ilgili hiçbir şeyin sizi rahatsız etmesine izin vermeyin.
4. Kavuşmak için beklediğiniz birşeyler olsun
Tatil planlarınızı senenin başında yapın ve yıl içerisine mümkün olduğunca periyodik aralıklarla birkaç kısa tatil serpiştirin. Yoğun çalışma temposuna ne zaman ara vererek, dinleneceğinizi ve eğleneceğinizi bilmek sizi motive edecektir.
5. İyi beslenin
Güne güzel bir kahvaltı ile başlayın ve öğün atlamayın. Her öğünde dengeli ve sağlıklı yemekler yiyin. Tuzlu krakerler, çikolata, şekerli içecekler vb. geçici bir enerji artışı sağlasa da, hemen ardından kendinizi data bitkin ve cansız hissetmenize neden olur. Sebze, meyve, süt ürünleri gibi sağlıklı besinlerden azar azar, sık sık yemek gün boyunca ihtiyacınız olan enerjiyi sağlayacaktır. Her gün yiyeceklerinizi planlamak birkaç dakika ayırarak enerji düzeyinizi yükseltebilirsiniz.
Yumurtalık kanseri
Over (yumurtalık) kanseri genellikle tümöre ait kitle ileri derecede büyüyüp, barsak ve mesane gibi organlara bası yapmaya başlaması ile bulgu vermekte, tespit edildiğinde hastalık ilerlemiş olmaktadır. Özellikle 40 yaşından sonra görülme sıklığı artar. Evlenmemiş olanlarda, doğurmamış olanlarda ve doğum kontrol hapı kullanmamış olanlarda daha sık görülmektedir.
Over kanseri nedenleri
Yumurtalık kanserinin oluşumuna neden olan faktörler günümüzde net olarak bilinmemektedir. Ancak over kanserlerinin yaklaşık %5-8 kadarını ailevidir, ailesel genetik değişiklikler sonucu meydana gelir. Ailevi over kanserlerinin BRCA 1 ve BRCA 2 genlerindeki değişiklikler sonucunda oluşmaktadır. BRCA 1 gen mutasyonu olanların %28 ile 44 ‘ünde, BRCA 2 gen mutasyonu olanların ise %28 ’inde yaşam boyu over kanseri oluşma riski vardır. BRCA 1 ve 2 gen mutasyonu olanlarda over kanseri yanında meme kanseri gelişme riski de önemli oranda artar. Ailevi over kanseri gelişme riski birinci ve ikinci derece akrabalarda over ve meme kanseri bulunma sıklığına göre artar.
Over kanseri belirtileri
Over kanseri sıklıkla hastalık ilerledikten sonra bulgu verir. Tümöre ait kitle ileri derecede büyüyüp barsak ve mesane (idrar kesesi) gibi organlara bası yapmaya başladıktan sonra rahatsızlıklar oluşmaya başlar. En sık görülen şikayetler; karında şişlik, karın ağrısı, hazımsızlık ve diğer sindirim sistemleri bozukluğu, sık idrara çıkma ve zayıflıktır. Over kanseri olan hastaların önemli bir bölümü aylarca devam eden hafif karın veya kasık ağrıları ile hazımsızlık şikayetlerini anlayamaz ve doktora gitmekte gecikir. Erken dönem over kanserleri çoğu zaman tesadüfen veya tarama sırasında saptanır.
Tanı
Over tümörlerinin tanısında rol oynayan en önemli tanı aracı jinekolojik muayenedir. Ancak özellikle şişman kadınlarda jinekolojik muayene çoğu zaman yetersiz kalır ve yanılgılara neden olur. Over tümörlerinin tanısında kullanılan diğer bir tanı aracı ultrasonografi olup, bu cihaz ile uterus ve overler kolaylıkla incelenebilir ve bu organlardaki en küçük anormallikler saptanabilir. Renkli Doppler ultrasonografi, esas olarak tümör içerisinde veya çevresinde tümörü besleyen damarlardaki akımsal değişkenleri ölçen bir sistemdir. Tümör damarlarındaki akımların normal damarlardan farklılığı doppler ultrasonografi ile tespit edilerek, tümörün iyi huylu veya kötü huylu bir tümör olup olmadığı araştırılır.
Over kanseri tanısında tümör belirteçleri ölçmeleri de kullanılır. Tümör belirteçleri tümör hücreleri tarafından üretilen ve kana verilen maddeler olup, bazı over kanserleri sıklıkla CA 12-5 olmak üzere, CA 19-9, CA 15-3, AFP, HCG ve CEA gibi tümör belirteçleri üretir. Bu belirteçler esas olarak hastalığın tedavi sonrası takibinde kullanılmakla birlikte over kanseri tanısında da kullanılırlar.
Tedavi
Over kanserinin öncelikli tedavisi cerrahidir. Ameliyatla tümörün çıkarılmasından sonra hastaların pek çoğuna özelliklerine göre kemoterapi olarak tanımlanan ilaç tedavisi uygulanır. Over kanserinin cerrahi tedavisinde iki temel amaç vardır. Bunlardan birincisi overlerdeki veya karın içerisindeki tüm tümöral odakları çıkarmak ve tümör çapını 1cm ’nin altına indirmektir. İkinci amaç kanserin yayılma olasılığının olduğu bölgelerden örnekler alarak bu bölgelerdeki mikroskopik tümör odaklarını saptamak ve buna göre cerrahi sonrası kemoterapi planlaması yapmaktır.
Over kanseri tedavisinde cerrahinin yanında kemoterapinin de önemli yeri vardır. Kemoterapi 3-4 haftada bir 6 kez uygulanır. Sonra gerekirse hastanın durumu uygunsa tedavi süresi uzatılır. Over kanserinin ne yazık ki günümüzde halen kesin tedavisi bulunamamıştır. Tümörün bir veya iki overde olduğu erken evre over tümörlerinde tedavi sonrası 5 yıllık yaşam şansı %90-95’ler civarındadır. Buna karşılık hastalık ilerledikçe bu oran %10’lara kadar inmektedir.
Over (yumurtalık) kanseri genellikle tümöre ait kitle ileri derecede büyüyüp, barsak ve mesane gibi organlara bası yapmaya başlaması ile bulgu vermekte, tespit edildiğinde hastalık ilerlemiş olmaktadır. Özellikle 40 yaşından sonra görülme sıklığı artar. Evlenmemiş olanlarda, doğurmamış olanlarda ve doğum kontrol hapı kullanmamış olanlarda daha sık görülmektedir.
Over kanseri nedenleri
Yumurtalık kanserinin oluşumuna neden olan faktörler günümüzde net olarak bilinmemektedir. Ancak over kanserlerinin yaklaşık %5-8 kadarını ailevidir, ailesel genetik değişiklikler sonucu meydana gelir. Ailevi over kanserlerinin BRCA 1 ve BRCA 2 genlerindeki değişiklikler sonucunda oluşmaktadır. BRCA 1 gen mutasyonu olanların %28 ile 44 ‘ünde, BRCA 2 gen mutasyonu olanların ise %28 ’inde yaşam boyu over kanseri oluşma riski vardır. BRCA 1 ve 2 gen mutasyonu olanlarda over kanseri yanında meme kanseri gelişme riski de önemli oranda artar. Ailevi over kanseri gelişme riski birinci ve ikinci derece akrabalarda over ve meme kanseri bulunma sıklığına göre artar.
Over kanseri belirtileri
Over kanseri sıklıkla hastalık ilerledikten sonra bulgu verir. Tümöre ait kitle ileri derecede büyüyüp barsak ve mesane (idrar kesesi) gibi organlara bası yapmaya başladıktan sonra rahatsızlıklar oluşmaya başlar. En sık görülen şikayetler; karında şişlik, karın ağrısı, hazımsızlık ve diğer sindirim sistemleri bozukluğu, sık idrara çıkma ve zayıflıktır. Over kanseri olan hastaların önemli bir bölümü aylarca devam eden hafif karın veya kasık ağrıları ile hazımsızlık şikayetlerini anlayamaz ve doktora gitmekte gecikir. Erken dönem over kanserleri çoğu zaman tesadüfen veya tarama sırasında saptanır.
Tanı
Over tümörlerinin tanısında rol oynayan en önemli tanı aracı jinekolojik muayenedir. Ancak özellikle şişman kadınlarda jinekolojik muayene çoğu zaman yetersiz kalır ve yanılgılara neden olur. Over tümörlerinin tanısında kullanılan diğer bir tanı aracı ultrasonografi olup, bu cihaz ile uterus ve overler kolaylıkla incelenebilir ve bu organlardaki en küçük anormallikler saptanabilir. Renkli Doppler ultrasonografi, esas olarak tümör içerisinde veya çevresinde tümörü besleyen damarlardaki akımsal değişkenleri ölçen bir sistemdir. Tümör damarlarındaki akımların normal damarlardan farklılığı doppler ultrasonografi ile tespit edilerek, tümörün iyi huylu veya kötü huylu bir tümör olup olmadığı araştırılır.
Over kanseri tanısında tümör belirteçleri ölçmeleri de kullanılır. Tümör belirteçleri tümör hücreleri tarafından üretilen ve kana verilen maddeler olup, bazı over kanserleri sıklıkla CA 12-5 olmak üzere, CA 19-9, CA 15-3, AFP, HCG ve CEA gibi tümör belirteçleri üretir. Bu belirteçler esas olarak hastalığın tedavi sonrası takibinde kullanılmakla birlikte over kanseri tanısında da kullanılırlar.
Tedavi
Over kanserinin öncelikli tedavisi cerrahidir. Ameliyatla tümörün çıkarılmasından sonra hastaların pek çoğuna özelliklerine göre kemoterapi olarak tanımlanan ilaç tedavisi uygulanır. Over kanserinin cerrahi tedavisinde iki temel amaç vardır. Bunlardan birincisi overlerdeki veya karın içerisindeki tüm tümöral odakları çıkarmak ve tümör çapını 1cm ’nin altına indirmektir. İkinci amaç kanserin yayılma olasılığının olduğu bölgelerden örnekler alarak bu bölgelerdeki mikroskopik tümör odaklarını saptamak ve buna göre cerrahi sonrası kemoterapi planlaması yapmaktır.
Over kanseri tedavisinde cerrahinin yanında kemoterapinin de önemli yeri vardır. Kemoterapi 3-4 haftada bir 6 kez uygulanır. Sonra gerekirse hastanın durumu uygunsa tedavi süresi uzatılır. Over kanserinin ne yazık ki günümüzde halen kesin tedavisi bulunamamıştır. Tümörün bir veya iki overde olduğu erken evre over tümörlerinde tedavi sonrası 5 yıllık yaşam şansı %90-95’ler civarındadır. Buna karşılık hastalık ilerledikçe bu oran %10’lara kadar inmektedir.
Meme kanseri, mamografi ve meme sağlığı konusunda herşey
Tüm insanlarda, özellikle kadınlarda meme kanseri gelişme riski bulunmaktadır. Ancak, bazı kadınlarda Meme Kanseri gelişme riski diğerlerine göre daha fazladır.
Bu riskler:
1- Daha önce bir memede kanser gelişmiş olması;
2- Daha önce memede kansere öncü sayılabilecek bir lezyonun bulunmuş olması;
3- Genetik olarak meme kanseri gelişimine yatkın genleri taşımak;
4- Ailesinde veya akrabalarında meme kanseri gelişmiş olması;
5- Uzun süreli doğum kontrol haplarının kullanılması;
6- Menopoz sonrası dönemde uzun süreli ve yüksek dozlarda östrojen replasman tedavisi yapılması;
7- Çocukluk veya gençlik çağında başka bir nedenle göğüs bölgesinin ışınlanmış olması.
8- Adet başlama yaşının erken, adetten kesilme yaşının geç olması.
9- Hiç doğum yapılmaması veya ilk doğumun 30 yaşından sonra yapılması
10- Yaşın ilerlemiş olması; (Meme kanserini en sık 50-65 yaşlar arasında görülmektedir.)
11- Aşırı yağlı gıdalarla beslenme alışkanlığı;
12- Mamografi taramalarında yoğun meme saptanması.
13- Yumurtalık yada rahim kanseri hikayesi olması;
14- Elektromanyetik alanlara ve radyasyona sürekli maruz kalma.
MEME KANSERİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?
1- Memede şişlik olması. Genellikle ağrısız, sertçe, hareket ettirilebilen veya yerinden oynamayan, zamanla büyüyebilen kitlenin bulunması;
2- Memenin genel boyutunda veya şeklinde değişiklik oluşması;
3- Meme cildinde kızarıklık, morluk, yara, damar genişlemesi, içeri doğru çöküntü, yaygın küçük şişlikler, portakal kabuğu görünüşü gibi oluşumlar;
4- Meme başı ve çevresinde renk ve şekil değişikliği, meme başında genişleme, düzleşme, içe çökme, yön değiştirme, kabuklanma, çatlaklar oluşması, yaralar çıkması gibi değişiklikler;
5- Meme başından gelen kanlı veya normal akıntı;
6- Koltuk altında görülebilen veya elle fark edilen ağrılı ya da ağrısız şişlikler;
7- Memede oluşan ağrı hissi.
KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ
Meme kanserinin erken teşhisinde kadınların kendi kendilerini düzenli aralıklarla muayene etmeleri çok önemlidir. Kendi kendini muayeneyi 20 yaşın üzerinde her kadın, ayda bir kez yapmalıdır.
Kendi kendine meme muayenesi nasıl yapılmalıdır?
1- Muayeneyi ayna karşısında yeterli ışık alan bir ortamda yapınız. Ellerinizi belinize koyarak, gözlerinizle her iki memenizde şekil, büyüklük, renk ve yapı farklılıklarına dikkat ediniz. Aynı gözlemi ellerinizi başınızın arkasına kaldırarak ve bastırarak tekrarlayınız. Böylece göğüs kaslarınız kasılacak ve meme yapısındaki değişiklikler daha iyi ortaya çıkacaktır.
2- Yine ayna karşısında ayakta dururken, sağ memeyi sol elle, sol memeyi de sağ elle meme üzerinde ufak daireler çizecek şekilde ve çok bastırmadan, parmaklarınızın iç yüzleri ile temas ettirerek hareket ettiriniz.
3- Her iki meme başını parmaklarınızın arasına alarak dikkatlice ve fazla sıkmadan muayene ediniz.
4- Memeden sonra her iki koltuk altını ters elinizle muayene ediniz.
5- Elle muayeneyi isterseniz duş altında ıslak ve sabunlu cilt üzerinde de yapabilirsiniz.
6- Aynı muayeneyi sırt üstü yatarken, muayene edeceğiniz taraftaki memenin altına bir yastık ya da katlanmış bir havlu koyarak da yapabilirsiniz.
Muayene bitiminde şüpheli bir durum varsa paniğe kapılmadan Meme Cerrahına başvurunuz..
MEME KANSERİ GELİŞME RİSKİ AZALTILABİLİR Mİ?
Günümüzde meme kanseri gelişimini önleyen bir yöntem henüz yoktur. Ancak erken teşhis ile kanserden kurtulmak ve hastalığa yakalanmadan yaşamak mümkündür.
Erken teşhis için yapılması gerekenler şunlardır:
1- Her ay memelerinizi kendiniz muayene ediniz.
2- Risk faktörlerinizi belirleyiniz. Eğer bir risk faktörünüz varsa hangi periyotla nasıl takip edileceğinizi öğreniniz.
3- Yılda bir kez Meme Cerrahına muayene olunuz.
4- 40 yaşından sonra 2 yılda bir kez, 50 yaşından sonra her yıl düzenli mamografi çektiriniz.
5- Olabildiğince ideal kilonuzu korumaya çalışınız. Lifli gıdalar, bol sebze ve meyveye ağırlık veriniz.
6- Düzenli spor yapınız.
7- Sigara içmeyiniz, aşırı alkollü içkiden kaçınınız.
MAMOGRAFİ
Mamografi, meme muayenesinde saptanamayacak kadar küçük anomaliliklerin belirlenmesi amacıyla düşük dozda çekilen bir meme röntgen filmidir. Elle muayenede yakalanamayacak kadar küçük boyuttaki kitlelerin ortaya çıkarılmasında etkili olan Mamografi ile Meme kanserinden kurtulma şansı %95'tir.
Meme kanseri teşhisinde çekilen mamografinin kalitesi ve yapılan yorumun doğruluğu büyük önem taşımaktadır.
RİSK DURUMU VE YAŞA GÖRE MAMOGRAFİ PROGRAMLARI
Meme kanserini erken teşhis için önerilen Mamografi Programları şu şekildedir:
1- Hiçbir risk faktörü olmayan kadınların, peryodik aralıklarla Meme Cerrahına muayene olarak, 40 yaşın üzerinde 2 yılda bir, 50 yaşın üzerinde yılda bir mamografi çektirmeleri gerekmektedir.
2- Uzak akrabasında kanser varlığı ya da erken adet görme ve geç menopoz gibi hafif risklere sahip kadınların 40 yaşın üzerinde yılda bir mamografi çektirmeleri gerekmektedir.
3- Anne, kardeş, kız çocuk gibi birinci derece akrabasında kanser varlığı gibi ciddi bir risk söz konusu olan kadınlar, 35 yaş üzerinde düzenli mamografi çektirmeleri gerekmeketdir.
4- Birden fazla birinci derece akrabada iki taraflı kanser varlığı gibi çok ciddi bir riski bulunan kadınların 25 yaş üzerinde düzenli mamografi çektirmeleri gerekmektedir.
5- Bir memesinde kanser öncüsü lezyon tespit edilmiş kadınların 6 ayda bir düzenli mamografi çektirmeleri gerekmektedir.
MEME CERRAHİSİ MODERN TEKNİKLER
Erken tanı konmuş olgularda Meme Koruyucu Cerrahi artık standart hale gelmiştir. Meme koruyucu cerrahide en önemli noktalardan biri geri kalan memede tümörün kalıp kalmadığı konusudur. Bu problemin çözümünde ancak ekip çalışması ile en doğru sonuçlar alınmaktadır. Deneyimli patolog, deneyimli radyolog ve deneyimli cerrah ameliyat anında birlikte çalışarak geride kalan dokunun tümörsüzlüğüne (Sınır Negatifliği) birlikte karar vermektedir.
Son yeniliklerden birisi de meme kanseri cerrahisinde Nöbetçi Lenf Bez i (Sentinel Lenf Nodu) belirlemesidir. Bu yöntem ile, ameliyat anında özel bir boya meme içine verilmekte ve koltuk altında memeden gelen lenf akımını alan ilk bezeler bulunarak çıkarılmaktadır. Çıkarılan bezelerin ameliyat anında özel yöntemlerle incelendikten sonra tümör hücresi çıkmadığı takdirde, hasta koltuk altına yapılan gereksiz bir lenf bezi temizleme ameliyatından kurtulmaktadır.
Bu alandaki bir diğer yenilik de koltuk altındaki nöbetçi lenf bezinin belirlenmesinde modern Nükleer Tıp Tekniklerinin de kullanılmasıdır. Ameliyat öncesi verilen ve koltuk altı bezlerinde toplanan radyoizotop maddelerin özel gama proplarla saptanması ile nöbetçi lenf bezi çok daha kısa sürede belirlenmektedir. Bu özel teknik deneyimli nükleer tıp uzmanı, deneyimli patolog, deneyimli radyolog ve deneyimli cerrahi ekip ile birlikte gerçekleştirilmektedir.
Meme cerrahisinde modern alanda yapılan bir işlem de Kalın İğne Biyopsi Sistemidir. Memesinde kitlesi olan hastalardan bu kitleden yeterli örnek alınırken, diğer yandan tümörün bu biyopsi ile etrafa yayılmaması beklenir. Bu amaçla bir süre ince iğne biyopsisi uygulanmıştır. Ancak ince iğne biyopsisinde alınan doku miktarı kanser teşhisinde ve tipini belirlemede her zaman yeterli olmamaktadır. Modern bir biyopsi işlemi olan kalın iğne biyopsisi, ince iğne ile birlikte, deneyimli radyolog ve patolog eşliğinde titizlikle uygulanmaktadır.
Tel ile işaretleme Yöntemi:
Erken evrede saptanan oldukça küçük olan kitle ya da kireçlenme seklinde şüpheli lezyonların normal meme dokusuna zarar vermeden isabetli şekilde çıkarılması zor bir işlemdir. Son zamanlarda geliştirilen ve başarı ile uygulanan bir yöntemde, memedeki lezyona ameliyat öncesi ultrasonografi yada mamografi eşliğinde ince bir metal tel takılmakta ve lezyonun yeri tam olarak belirlenmektedir. Tel ile işaretleme denen bu yöntem ile, ameliyat anında şüpheli lezyon isabetli bir şekilde ve normal dokuya zarar vermeden çıkarılmaktadır. Yine bu modern işlem için deneyimli radyolog ve deneyimli patolog ameliyat anında cerrahi ekibi ile birlikte çalışmaktadır.
Tüm ayrıntılı işlemlere rağmen, uygulanan titiz ve sorunsuz cerrahi sayesinde meme ameliyatları sonrasında hastanın hastanede kalması ortalama 1 gün olmakta hastalar ameliyat günü veya ertesi gün evlerine gidebilmektedir.
MEME KANSERİ RİSKİNİZ NEDİR? - MİNİ TEST
1- İlk adetinizi görme yaşınız kaçtır?
A) 11 yaşından sonra
B) 11 yaşından önce
2- Menapoza girme yaşınız kaçtır?
A) 55 yaşından önce
B) 55 yaşından sonra
3- İlk doğum yaşınız kaçtır?
A) 30 yaşından önce
B) 30 yaşından sonra veya hiç doğum yapmamış iseniz
4- Uzun süre doğum kontrol hapı kullanımı var mıdır?
A) 3 yıldan daha az süreli kullanmış iseniz
B) 3 yıl ve daha uzun süre kullanmış iseniz
5- Uzak akrabalarınızda 1 veya 2 tane meme kanseri var mıdır?
A) Yok
C) Var
6- 1 tane yakın akrabanızda (anne, kızkardeş, çocuğunuz), yada 2 den fazla uzak akrabanızda meme kanseri var mıdır?
A) Yok
D) Var
7- Birden fazla yakın akrabanızda meme ya da yumurtalık kanseri var mıdır?
A) Yok
E) Var
8- Yakın akrabalarınızda iki taraflı veya genç yaşta (40 yaşın altında) gelişen meme kanseri var mıdır?
A) Yok
E) Var
Puanlama: A :0 puan, B : 1 Puan, C : 5 puan, D: 10 puan, E: 20 Puan
Değerlendirme:
0 Puan: Bir risk faktörünüz yok. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %10 civarında. Standart tarama programına giriniz.
1-4 Puan: Hafif risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma riskiniz %10-15 arasında. Standart tarama programına giriniz.
5-9 Puan: Orta dereceli risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %10-20 arasında. Standart tarama programına giriniz.
10-19 Puan: Yüksek risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %20 nin üzerinde. Özel tarama ve takip programına ihtiyacınız var.
20-59 Puan : Oldukça yüksek bir risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %20-85 arası. Özel tarama ve takip programına ihtiyacınız var.
Tüm insanlarda, özellikle kadınlarda meme kanseri gelişme riski bulunmaktadır. Ancak, bazı kadınlarda Meme Kanseri gelişme riski diğerlerine göre daha fazladır.
Bu riskler:
1- Daha önce bir memede kanser gelişmiş olması;
2- Daha önce memede kansere öncü sayılabilecek bir lezyonun bulunmuş olması;
3- Genetik olarak meme kanseri gelişimine yatkın genleri taşımak;
4- Ailesinde veya akrabalarında meme kanseri gelişmiş olması;
5- Uzun süreli doğum kontrol haplarının kullanılması;
6- Menopoz sonrası dönemde uzun süreli ve yüksek dozlarda östrojen replasman tedavisi yapılması;
7- Çocukluk veya gençlik çağında başka bir nedenle göğüs bölgesinin ışınlanmış olması.
8- Adet başlama yaşının erken, adetten kesilme yaşının geç olması.
9- Hiç doğum yapılmaması veya ilk doğumun 30 yaşından sonra yapılması
10- Yaşın ilerlemiş olması; (Meme kanserini en sık 50-65 yaşlar arasında görülmektedir.)
11- Aşırı yağlı gıdalarla beslenme alışkanlığı;
12- Mamografi taramalarında yoğun meme saptanması.
13- Yumurtalık yada rahim kanseri hikayesi olması;
14- Elektromanyetik alanlara ve radyasyona sürekli maruz kalma.
MEME KANSERİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?
1- Memede şişlik olması. Genellikle ağrısız, sertçe, hareket ettirilebilen veya yerinden oynamayan, zamanla büyüyebilen kitlenin bulunması;
2- Memenin genel boyutunda veya şeklinde değişiklik oluşması;
3- Meme cildinde kızarıklık, morluk, yara, damar genişlemesi, içeri doğru çöküntü, yaygın küçük şişlikler, portakal kabuğu görünüşü gibi oluşumlar;
4- Meme başı ve çevresinde renk ve şekil değişikliği, meme başında genişleme, düzleşme, içe çökme, yön değiştirme, kabuklanma, çatlaklar oluşması, yaralar çıkması gibi değişiklikler;
5- Meme başından gelen kanlı veya normal akıntı;
6- Koltuk altında görülebilen veya elle fark edilen ağrılı ya da ağrısız şişlikler;
7- Memede oluşan ağrı hissi.
KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ
Meme kanserinin erken teşhisinde kadınların kendi kendilerini düzenli aralıklarla muayene etmeleri çok önemlidir. Kendi kendini muayeneyi 20 yaşın üzerinde her kadın, ayda bir kez yapmalıdır.
Kendi kendine meme muayenesi nasıl yapılmalıdır?
1- Muayeneyi ayna karşısında yeterli ışık alan bir ortamda yapınız. Ellerinizi belinize koyarak, gözlerinizle her iki memenizde şekil, büyüklük, renk ve yapı farklılıklarına dikkat ediniz. Aynı gözlemi ellerinizi başınızın arkasına kaldırarak ve bastırarak tekrarlayınız. Böylece göğüs kaslarınız kasılacak ve meme yapısındaki değişiklikler daha iyi ortaya çıkacaktır.
2- Yine ayna karşısında ayakta dururken, sağ memeyi sol elle, sol memeyi de sağ elle meme üzerinde ufak daireler çizecek şekilde ve çok bastırmadan, parmaklarınızın iç yüzleri ile temas ettirerek hareket ettiriniz.
3- Her iki meme başını parmaklarınızın arasına alarak dikkatlice ve fazla sıkmadan muayene ediniz.
4- Memeden sonra her iki koltuk altını ters elinizle muayene ediniz.
5- Elle muayeneyi isterseniz duş altında ıslak ve sabunlu cilt üzerinde de yapabilirsiniz.
6- Aynı muayeneyi sırt üstü yatarken, muayene edeceğiniz taraftaki memenin altına bir yastık ya da katlanmış bir havlu koyarak da yapabilirsiniz.
Muayene bitiminde şüpheli bir durum varsa paniğe kapılmadan Meme Cerrahına başvurunuz..
MEME KANSERİ GELİŞME RİSKİ AZALTILABİLİR Mİ?
Günümüzde meme kanseri gelişimini önleyen bir yöntem henüz yoktur. Ancak erken teşhis ile kanserden kurtulmak ve hastalığa yakalanmadan yaşamak mümkündür.
Erken teşhis için yapılması gerekenler şunlardır:
1- Her ay memelerinizi kendiniz muayene ediniz.
2- Risk faktörlerinizi belirleyiniz. Eğer bir risk faktörünüz varsa hangi periyotla nasıl takip edileceğinizi öğreniniz.
3- Yılda bir kez Meme Cerrahına muayene olunuz.
4- 40 yaşından sonra 2 yılda bir kez, 50 yaşından sonra her yıl düzenli mamografi çektiriniz.
5- Olabildiğince ideal kilonuzu korumaya çalışınız. Lifli gıdalar, bol sebze ve meyveye ağırlık veriniz.
6- Düzenli spor yapınız.
7- Sigara içmeyiniz, aşırı alkollü içkiden kaçınınız.
MAMOGRAFİ
Mamografi, meme muayenesinde saptanamayacak kadar küçük anomaliliklerin belirlenmesi amacıyla düşük dozda çekilen bir meme röntgen filmidir. Elle muayenede yakalanamayacak kadar küçük boyuttaki kitlelerin ortaya çıkarılmasında etkili olan Mamografi ile Meme kanserinden kurtulma şansı %95'tir.
Meme kanseri teşhisinde çekilen mamografinin kalitesi ve yapılan yorumun doğruluğu büyük önem taşımaktadır.
RİSK DURUMU VE YAŞA GÖRE MAMOGRAFİ PROGRAMLARI
Meme kanserini erken teşhis için önerilen Mamografi Programları şu şekildedir:
1- Hiçbir risk faktörü olmayan kadınların, peryodik aralıklarla Meme Cerrahına muayene olarak, 40 yaşın üzerinde 2 yılda bir, 50 yaşın üzerinde yılda bir mamografi çektirmeleri gerekmektedir.
2- Uzak akrabasında kanser varlığı ya da erken adet görme ve geç menopoz gibi hafif risklere sahip kadınların 40 yaşın üzerinde yılda bir mamografi çektirmeleri gerekmektedir.
3- Anne, kardeş, kız çocuk gibi birinci derece akrabasında kanser varlığı gibi ciddi bir risk söz konusu olan kadınlar, 35 yaş üzerinde düzenli mamografi çektirmeleri gerekmeketdir.
4- Birden fazla birinci derece akrabada iki taraflı kanser varlığı gibi çok ciddi bir riski bulunan kadınların 25 yaş üzerinde düzenli mamografi çektirmeleri gerekmektedir.
5- Bir memesinde kanser öncüsü lezyon tespit edilmiş kadınların 6 ayda bir düzenli mamografi çektirmeleri gerekmektedir.
MEME CERRAHİSİ MODERN TEKNİKLER
Erken tanı konmuş olgularda Meme Koruyucu Cerrahi artık standart hale gelmiştir. Meme koruyucu cerrahide en önemli noktalardan biri geri kalan memede tümörün kalıp kalmadığı konusudur. Bu problemin çözümünde ancak ekip çalışması ile en doğru sonuçlar alınmaktadır. Deneyimli patolog, deneyimli radyolog ve deneyimli cerrah ameliyat anında birlikte çalışarak geride kalan dokunun tümörsüzlüğüne (Sınır Negatifliği) birlikte karar vermektedir.
Son yeniliklerden birisi de meme kanseri cerrahisinde Nöbetçi Lenf Bez i (Sentinel Lenf Nodu) belirlemesidir. Bu yöntem ile, ameliyat anında özel bir boya meme içine verilmekte ve koltuk altında memeden gelen lenf akımını alan ilk bezeler bulunarak çıkarılmaktadır. Çıkarılan bezelerin ameliyat anında özel yöntemlerle incelendikten sonra tümör hücresi çıkmadığı takdirde, hasta koltuk altına yapılan gereksiz bir lenf bezi temizleme ameliyatından kurtulmaktadır.
Bu alandaki bir diğer yenilik de koltuk altındaki nöbetçi lenf bezinin belirlenmesinde modern Nükleer Tıp Tekniklerinin de kullanılmasıdır. Ameliyat öncesi verilen ve koltuk altı bezlerinde toplanan radyoizotop maddelerin özel gama proplarla saptanması ile nöbetçi lenf bezi çok daha kısa sürede belirlenmektedir. Bu özel teknik deneyimli nükleer tıp uzmanı, deneyimli patolog, deneyimli radyolog ve deneyimli cerrahi ekip ile birlikte gerçekleştirilmektedir.
Meme cerrahisinde modern alanda yapılan bir işlem de Kalın İğne Biyopsi Sistemidir. Memesinde kitlesi olan hastalardan bu kitleden yeterli örnek alınırken, diğer yandan tümörün bu biyopsi ile etrafa yayılmaması beklenir. Bu amaçla bir süre ince iğne biyopsisi uygulanmıştır. Ancak ince iğne biyopsisinde alınan doku miktarı kanser teşhisinde ve tipini belirlemede her zaman yeterli olmamaktadır. Modern bir biyopsi işlemi olan kalın iğne biyopsisi, ince iğne ile birlikte, deneyimli radyolog ve patolog eşliğinde titizlikle uygulanmaktadır.
Tel ile işaretleme Yöntemi:
Erken evrede saptanan oldukça küçük olan kitle ya da kireçlenme seklinde şüpheli lezyonların normal meme dokusuna zarar vermeden isabetli şekilde çıkarılması zor bir işlemdir. Son zamanlarda geliştirilen ve başarı ile uygulanan bir yöntemde, memedeki lezyona ameliyat öncesi ultrasonografi yada mamografi eşliğinde ince bir metal tel takılmakta ve lezyonun yeri tam olarak belirlenmektedir. Tel ile işaretleme denen bu yöntem ile, ameliyat anında şüpheli lezyon isabetli bir şekilde ve normal dokuya zarar vermeden çıkarılmaktadır. Yine bu modern işlem için deneyimli radyolog ve deneyimli patolog ameliyat anında cerrahi ekibi ile birlikte çalışmaktadır.
Tüm ayrıntılı işlemlere rağmen, uygulanan titiz ve sorunsuz cerrahi sayesinde meme ameliyatları sonrasında hastanın hastanede kalması ortalama 1 gün olmakta hastalar ameliyat günü veya ertesi gün evlerine gidebilmektedir.
MEME KANSERİ RİSKİNİZ NEDİR? - MİNİ TEST
1- İlk adetinizi görme yaşınız kaçtır?
A) 11 yaşından sonra
B) 11 yaşından önce
2- Menapoza girme yaşınız kaçtır?
A) 55 yaşından önce
B) 55 yaşından sonra
3- İlk doğum yaşınız kaçtır?
A) 30 yaşından önce
B) 30 yaşından sonra veya hiç doğum yapmamış iseniz
4- Uzun süre doğum kontrol hapı kullanımı var mıdır?
A) 3 yıldan daha az süreli kullanmış iseniz
B) 3 yıl ve daha uzun süre kullanmış iseniz
5- Uzak akrabalarınızda 1 veya 2 tane meme kanseri var mıdır?
A) Yok
C) Var
6- 1 tane yakın akrabanızda (anne, kızkardeş, çocuğunuz), yada 2 den fazla uzak akrabanızda meme kanseri var mıdır?
A) Yok
D) Var
7- Birden fazla yakın akrabanızda meme ya da yumurtalık kanseri var mıdır?
A) Yok
E) Var
8- Yakın akrabalarınızda iki taraflı veya genç yaşta (40 yaşın altında) gelişen meme kanseri var mıdır?
A) Yok
E) Var
Puanlama: A :0 puan, B : 1 Puan, C : 5 puan, D: 10 puan, E: 20 Puan
Değerlendirme:
0 Puan: Bir risk faktörünüz yok. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %10 civarında. Standart tarama programına giriniz.
1-4 Puan: Hafif risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma riskiniz %10-15 arasında. Standart tarama programına giriniz.
5-9 Puan: Orta dereceli risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %10-20 arasında. Standart tarama programına giriniz.
10-19 Puan: Yüksek risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %20 nin üzerinde. Özel tarama ve takip programına ihtiyacınız var.
20-59 Puan : Oldukça yüksek bir risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %20-85 arası. Özel tarama ve takip programına ihtiyacınız var.
Vajinal tampon kullanımı - Toksik Şok Sendromu
Dikkatli kullanıldıklarında vajinal tamponlar adet görülen dönemlerde hayatı oldukça kolaylaştırmalarına ve bir risk taşımamalarına karşın yanlış ve dikkatsiz kullanımlarında hayati tehlike yaratabilen ciddi hastalık tabloları ortaya çıkabilmektedir.
Toksik şok sendromu vajinal tamponun vajinada uzun süre beklemesi sonucunda ortaya çıkan ve ölümle sonuçlanabilecek düzeyde ciddi sorunlara yol açabilen bir enfeksiyon hastalığıdır.
Tampon 24 saat gibi uzun dönem vajinada bekletilirse toksik şok tablosu ortaya çıkabilmektedir. Toksik şok bakteriler için oldukça iyi bir besiyeri oluşturan kanın tamponda birikmesi, vajinada uzun süre beklemesi sonucu genital bölgede normal şartlarda bir soruna yol açmadan bulunan bakterilerin hızla çoğalarak yaydıkları toksinlerin kana geçmesiyle oluşmaktadır.
Belirtileri
Adet döneminde vajinal tampon kullanıyorsanız şu belirtilere karşı dikkatli olmalısınız:
- 38 dereceyi geçen ateş
- Baş ağrısı
- Bulantı ve kusma
- İshal
- Bilinç değişiklikleri
- Yaygın kaşıntı hissi
- Yaygın eklem ağrıları
Önlemler
- Vajinal tampon sık sık yenisi ile değiştirilmeli
- Adet kanaması hafifleyince hijyenik pede geçilmeli
- Geceleri tampon kullanılmamalı
- Hijyen kurallarına uyulmalı
- Tampon yerleştirmeden önce ve sonra eller mutlaka yıkanmalıdır.
Dikkatli kullanıldıklarında vajinal tamponlar adet görülen dönemlerde hayatı oldukça kolaylaştırmalarına ve bir risk taşımamalarına karşın yanlış ve dikkatsiz kullanımlarında hayati tehlike yaratabilen ciddi hastalık tabloları ortaya çıkabilmektedir.
Toksik şok sendromu vajinal tamponun vajinada uzun süre beklemesi sonucunda ortaya çıkan ve ölümle sonuçlanabilecek düzeyde ciddi sorunlara yol açabilen bir enfeksiyon hastalığıdır.
Tampon 24 saat gibi uzun dönem vajinada bekletilirse toksik şok tablosu ortaya çıkabilmektedir. Toksik şok bakteriler için oldukça iyi bir besiyeri oluşturan kanın tamponda birikmesi, vajinada uzun süre beklemesi sonucu genital bölgede normal şartlarda bir soruna yol açmadan bulunan bakterilerin hızla çoğalarak yaydıkları toksinlerin kana geçmesiyle oluşmaktadır.
Belirtileri
Adet döneminde vajinal tampon kullanıyorsanız şu belirtilere karşı dikkatli olmalısınız:
- 38 dereceyi geçen ateş
- Baş ağrısı
- Bulantı ve kusma
- İshal
- Bilinç değişiklikleri
- Yaygın kaşıntı hissi
- Yaygın eklem ağrıları
Önlemler
- Vajinal tampon sık sık yenisi ile değiştirilmeli
- Adet kanaması hafifleyince hijyenik pede geçilmeli
- Geceleri tampon kullanılmamalı
- Hijyen kurallarına uyulmalı
- Tampon yerleştirmeden önce ve sonra eller mutlaka yıkanmalıdır.
Kışın cildinize kimyasal peeling yaptırmayı unutmayın!
Deriyi canlandırmak, gençleştirmek ve daha güzel bir görünüm kazandırmak için çeşitli yöntemler uygulanır. Kimyasal peeling de bunlardan biridir.
Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Ayfer Bankaoğlu kimyasal peeling hakkında merak edilenleri anlattı.
Kimyasal Peeling Nedir?
Deriyi canlandırmak, gençleştirmek, görünüşünü iyileştirmek için bazı kimyasal solüsyonların uygulamasıdır. Bu tedavide deriye, yüzeyel tabakaların ayrılmasına ve soyulmasına neden olan kimyasal bir asit uygulanır.
Çok sayıda kimyasal peeling ajanı olmakla birlikte en sık kullanılanlar glikolik asit, alfa hidroksi asitler(AHA), triklosetik asit(TCA), salisilik asit, jesner solisyonu ve kombinasyonlarıdır.
Kimyasal peeling ile neler tedavi edilebilir?
Yanık ve herediter faktörlerin deride oluşturduğu kırışıklar, güneşe ve yaşa bağlı lekeler, karaciğer lekeleri, çiller, kanser potansiyeli taşıyan kabuklu kızarıklık veya yüzdeki koyu renkli lekeler, melazma denilen hormonal veya gebelik lekeleri peeling ile düzeltilebilir, hatta iyileştirilebilir.
Aktif aknede iyileşmeye ve akne izlerinde düzelmeye yardımcıdır. Deride oluşturulan soyulmanın ardından yeni deri gelir ve yeni gelen cildin dokusu ve rengi daha düzgün, daha homojendir.
Neler tedavi edilemez?
Derideki gevşeme ve sarkmalar düzeltilemez. Kimyasal peeling işlemi yüz gerdirme, kaş kaldırma işlemlerinin yerini tutmaz veya gözkapağı düşüklüğünü gidermede etkili değildir. Derin çukurlarda bir dereceye kadar yardımcı olabilmekte, küçük çukurlar ve izlerde ise çok etkilidir.
Nasıl Uygulanır?
Yüz, boyun, göğüs, eller ve kollara doktorun seçimi ve hastanın derisinin durumuna göre bir asit solisyonu seçilerek hastane şartlarında uygulanabilir. Deri, yağlarından arındırıldıktan sonra tedavi alanına uygulama yapılır.
İşlem esnasında 5-10 dak. sürebilen hafif yanma ve batma olabilir. İşlem sonrası normal günlük yaşama dönülebilir. İstenilen sonuçlar için birkaç seans gerekebilir.
Peeling sonrasında beklenebilen durumlar nelerdir?
Kimyasal peelingin derinliğine bağlı olarak hafif veya güneş yanığı benzeri reaksiyon oluşur. Yüzeysel tipte 1-5 gün süren kızarıklık, hafif soyulmalar olur. Derin tiplerde ödem ve deride gerginlik yanı sıra kahverengi bir tabaka oluşumu olağandır; bu tabaka 7-10 günde soyulur.
Deriyi canlandırmak, gençleştirmek ve daha güzel bir görünüm kazandırmak için çeşitli yöntemler uygulanır. Kimyasal peeling de bunlardan biridir.
Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Ayfer Bankaoğlu kimyasal peeling hakkında merak edilenleri anlattı.
Kimyasal Peeling Nedir?
Deriyi canlandırmak, gençleştirmek, görünüşünü iyileştirmek için bazı kimyasal solüsyonların uygulamasıdır. Bu tedavide deriye, yüzeyel tabakaların ayrılmasına ve soyulmasına neden olan kimyasal bir asit uygulanır.
Çok sayıda kimyasal peeling ajanı olmakla birlikte en sık kullanılanlar glikolik asit, alfa hidroksi asitler(AHA), triklosetik asit(TCA), salisilik asit, jesner solisyonu ve kombinasyonlarıdır.
Kimyasal peeling ile neler tedavi edilebilir?
Yanık ve herediter faktörlerin deride oluşturduğu kırışıklar, güneşe ve yaşa bağlı lekeler, karaciğer lekeleri, çiller, kanser potansiyeli taşıyan kabuklu kızarıklık veya yüzdeki koyu renkli lekeler, melazma denilen hormonal veya gebelik lekeleri peeling ile düzeltilebilir, hatta iyileştirilebilir.
Aktif aknede iyileşmeye ve akne izlerinde düzelmeye yardımcıdır. Deride oluşturulan soyulmanın ardından yeni deri gelir ve yeni gelen cildin dokusu ve rengi daha düzgün, daha homojendir.
Neler tedavi edilemez?
Derideki gevşeme ve sarkmalar düzeltilemez. Kimyasal peeling işlemi yüz gerdirme, kaş kaldırma işlemlerinin yerini tutmaz veya gözkapağı düşüklüğünü gidermede etkili değildir. Derin çukurlarda bir dereceye kadar yardımcı olabilmekte, küçük çukurlar ve izlerde ise çok etkilidir.
Nasıl Uygulanır?
Yüz, boyun, göğüs, eller ve kollara doktorun seçimi ve hastanın derisinin durumuna göre bir asit solisyonu seçilerek hastane şartlarında uygulanabilir. Deri, yağlarından arındırıldıktan sonra tedavi alanına uygulama yapılır.
İşlem esnasında 5-10 dak. sürebilen hafif yanma ve batma olabilir. İşlem sonrası normal günlük yaşama dönülebilir. İstenilen sonuçlar için birkaç seans gerekebilir.
Peeling sonrasında beklenebilen durumlar nelerdir?
Kimyasal peelingin derinliğine bağlı olarak hafif veya güneş yanığı benzeri reaksiyon oluşur. Yüzeysel tipte 1-5 gün süren kızarıklık, hafif soyulmalar olur. Derin tiplerde ödem ve deride gerginlik yanı sıra kahverengi bir tabaka oluşumu olağandır; bu tabaka 7-10 günde soyulur.
Vajinal temizlik nasıl yapılmalıdır?
Her gün televizyon programlarında, gazetelerde ve dergilerde kadınların temizlik için sabunlar, spreyler, pedler ve parfümlere gereksinim duyduğu belirtilir. Doğrusu nedir? Doğrusu insan vücudunun kendi korumasını sağladığıdır. Günlük bakımın amacı bedenlerimizin olması gerektiği şekilde işlev göstermeye devam etmesini sağlamaktır.
Genel olarak cilt temizliği ve bakımı
Cilt vücudu dış etkenlerden korur. Vücudun kir ve bakterilerden temizlenmesi gerekmekle birlikte, işlevini doğru bir şekilde yerine getirebilmesi için doğal yağlarına da gereksinimi vardır. Tüm gereken yumuşak bir sabun ve ılık (sıcak değil) sudur. Güneş koruma faktörü içeren günlük bir nemlendirici krem ise cildi güneşin zararlı etkilerinden korur. Bu kremin giysilerin örtmediği her yere uygulanması gerekir.
Vajinal temizlik
Vajinanın cildi bakterilere karşı koruma sağlar. Bu bölgenin sağlıklı kalmasını sağlayan doğal yağlar ve salgılar vardır.
Vajinanın cildi ve iç çeperi son derece hassastır. Herhangi bir kimyasal madde veya parfüm bu alandaki doğal koruyucu tabakayı bozarak enfeksiyonların oluşmasına neden olabilir.
Yapılması gereken tek şey dış cildin günlük olarak yumuşak bir şekilde temizlenmesidir.
Vajinal salgılar vajinanın dışına doğal olarak ulaşır ve bu salgı aslında doğal bir temizleyici sıvıdır. Bu salgının vajinal duş, tampon veya pedlerle yok edilmesi ya da emilmesi aslında enfeksiyon ve kokulara karşı en güçlü koruyucu silahı zayıflatır.
Minipedlerin her gün düzenli olarak kullanılması dahi vücudun kendini korumak amacıyla daha fazla salgı üretmesine neden olabilir. Bu nedenle bu pedlerin yalnızca regl dönemi yaklaştığında olabilecek lekelenmeleri önlemek amacıyla kullanılması önerilir.
Herkesin vajinasında yok edilmesi veya başka kokularla gizlenmesi mümkün olmayan bir koku vardır. Ped ve tamponlara eklenen deodorant veya parfümler hassas ciltlerde alerjiye neden olabilir.
Kokunun rahatsızlık verecek ölçüde ağır olması ya da akıntının renginin sarı olması bir sorun olduğuna işaret edebilir. Bu durumda gerçek nedenin belirlenmesi için jinekolojik muayene gereklidir.
Vajinal kuruluk
Menopoz döneminde vajinadaki doğal nemin kaybolması söz konusu olabilir. Bu kuruluk, seks ve hatta yürüme sırasında dahi rahatsızlığa neden olabilir. Kuruluk nedeniyle cilt kendini yeterince koruyamaz ve daha fazla nemlenmeye gereksinim duyabilir. Bunu sağlamanın ise çeşitli yolları vardır.
Doktorun önereceği hormon ilaçlarının veya jel ve kremlerin düzenli olarak kullanılması bu tür kuruluk durumlarında yardımcı olabilir. Yine bu tür krem ve jellerin de kokusuz olanlarının kullanılması gerekir.
Her gün televizyon programlarında, gazetelerde ve dergilerde kadınların temizlik için sabunlar, spreyler, pedler ve parfümlere gereksinim duyduğu belirtilir. Doğrusu nedir? Doğrusu insan vücudunun kendi korumasını sağladığıdır. Günlük bakımın amacı bedenlerimizin olması gerektiği şekilde işlev göstermeye devam etmesini sağlamaktır.
Genel olarak cilt temizliği ve bakımı
Cilt vücudu dış etkenlerden korur. Vücudun kir ve bakterilerden temizlenmesi gerekmekle birlikte, işlevini doğru bir şekilde yerine getirebilmesi için doğal yağlarına da gereksinimi vardır. Tüm gereken yumuşak bir sabun ve ılık (sıcak değil) sudur. Güneş koruma faktörü içeren günlük bir nemlendirici krem ise cildi güneşin zararlı etkilerinden korur. Bu kremin giysilerin örtmediği her yere uygulanması gerekir.
Vajinal temizlik
Vajinanın cildi bakterilere karşı koruma sağlar. Bu bölgenin sağlıklı kalmasını sağlayan doğal yağlar ve salgılar vardır.
Vajinanın cildi ve iç çeperi son derece hassastır. Herhangi bir kimyasal madde veya parfüm bu alandaki doğal koruyucu tabakayı bozarak enfeksiyonların oluşmasına neden olabilir.
Yapılması gereken tek şey dış cildin günlük olarak yumuşak bir şekilde temizlenmesidir.
Vajinal salgılar vajinanın dışına doğal olarak ulaşır ve bu salgı aslında doğal bir temizleyici sıvıdır. Bu salgının vajinal duş, tampon veya pedlerle yok edilmesi ya da emilmesi aslında enfeksiyon ve kokulara karşı en güçlü koruyucu silahı zayıflatır.
Minipedlerin her gün düzenli olarak kullanılması dahi vücudun kendini korumak amacıyla daha fazla salgı üretmesine neden olabilir. Bu nedenle bu pedlerin yalnızca regl dönemi yaklaştığında olabilecek lekelenmeleri önlemek amacıyla kullanılması önerilir.
Herkesin vajinasında yok edilmesi veya başka kokularla gizlenmesi mümkün olmayan bir koku vardır. Ped ve tamponlara eklenen deodorant veya parfümler hassas ciltlerde alerjiye neden olabilir.
Kokunun rahatsızlık verecek ölçüde ağır olması ya da akıntının renginin sarı olması bir sorun olduğuna işaret edebilir. Bu durumda gerçek nedenin belirlenmesi için jinekolojik muayene gereklidir.
Vajinal kuruluk
Menopoz döneminde vajinadaki doğal nemin kaybolması söz konusu olabilir. Bu kuruluk, seks ve hatta yürüme sırasında dahi rahatsızlığa neden olabilir. Kuruluk nedeniyle cilt kendini yeterince koruyamaz ve daha fazla nemlenmeye gereksinim duyabilir. Bunu sağlamanın ise çeşitli yolları vardır.
Doktorun önereceği hormon ilaçlarının veya jel ve kremlerin düzenli olarak kullanılması bu tür kuruluk durumlarında yardımcı olabilir. Yine bu tür krem ve jellerin de kokusuz olanlarının kullanılması gerekir.
Polikistik Over Sendromu (PCOS) nedir?
Polikistik Over Sendromu, kadınlardaki önemli bir yumurtlama problemi. Sorun, toplumdaki her 5 kadından birinde görülebiliyor. Bunun için kadınların her yıl düzenli olarak jinekolojik muayenelerini yaptırmaları gerekiyor.
Memorial Hastanesi Tüp Bebek Merkezi'nden Opr. Dr. Banu Kumbak Aygün, yumurtlama probleminin önde gelen sebebi "Polikistik Over Sendromu" hakkında bilgi verdi.
Polikistik Over Sendromu nasıl oluşur?
Kadın vücudunda bulunan iki yumurtalık, bir adet döneminde döllenmeye müsait bir olgun yumurta geliştirir. Bu yumurta gelişimini ve olgunlaşmasını "follikül" adı verilen içi sıvı dolu bir kesecikte tamamlar.
Polikistik Over Sendromu'nda ise birçok yumurta aynı anda olgunlaşmaya çalışır fakat bunu başaramazlar. Sonuçta bir çok yumurta vardır ama bunların hiçbiri gelişip döllenme yeteneği kazanamazlar. Ultrason muayenesinde ise yumurtalıklar, içerisinde gelişmemiş yumurta bulunan bir çok kesecik yani birçok kist şeklinde görülür.
Polikistik Over Sendromu'ndan hangi durumlarda şüphelenilmelidir?
Çocuk sahibi olmak amacı ile tüp bebek merkezlerine başvuran kadınların yaklaşık %20'sinde yumurtlama problemi mevcuttur. Yumurtlama problemlerinin en önde gelen sebebi ise Polikistik Over Sendromu adı verilen durumdur.
Özellikle bir hanım düzensiz adet görüyor, tüylenmede artış mevcut ve kilosu da normalin üzerinde ise, bu sendromdan kuvvetle şüphelenilmeli ve gerekli muayene, ultrason ve tetkikler yapılarak durum açıklığa kavuşturulmalıdır.
Polikistik Over Sendromu’nun sebebi nedir?
Hastalığın gelişim mekanizmasında karbonhidrat metabolizmasını düzenleyen "insülin" hormonunun da etkili olduğu düşünülmektedir. Zira bu hastalar aynı zamanda kilolu kişilerdir. Aşırı kilo ise insülin direncine sebep olur. İnsülin direnci gelişmesi Polikistik Over Sendromu'nun tetikleyici nedenlerinden biri olabilir.
Hastalık nasıl tedavi edilir?
Tedaviyi planlarken öncelikle bu hastaların diyetisyen gözetiminde ideal kilolarına inmeleri sağlanmalıdır. Gerekirse insülin direncini kırmak için şeker hastalarında kullanılan "metformin" ilaç tedavisi bu dönemde kullanılabilir. Tıbbi tedavi ve kilo kaybı sonucunda adetlerde önemli oranlarda düzelme olabilmekte, yumurtlama probleminin ortadan kalkmasıyla bazen gebelik kendiliğinden oluşabilmektedir.
Ancak bu işlemlerden sonra adet düzensizliği devam ediyorsa, yumurtlamayı uyaran ilaçlar ve hormon iğneleri uygulanabilir. Bu takipler sonucu gelişen yumurtalardan normal ilişki önerilerek veya aşılama yöntemi ile gebelik oluşturulmaya çalışılır. 3-4 kez yapılan takip ve aşılama ile gebelik elde edilememiş ise tüp bebek yöntemine geçilmesi önerilir.
Polikistik Over Sendromu kendini farklı bir karakterle gösterebilir mi?
Bazen ultrason muayenesinde yumurtalıkların görüntüsü Polikistik Over Sendromu gibi izlenebilir. Bunu gerçek Polikistik Over Sendromu ile karıştırmamak gerekir. Adetler düzenli olabilir, kilo fazlalığı ve tüylenmede artış olmayabilir, fakat yapılan ultrason muayenesi sonucu yumurtalıkların polikistik görüntüde olduğu ifade edilebilir.
Böyle durumlarda da 1 yıl korunmasız düzenli ilişkiye rağmen gebelik oluşmuyorsa mutlaka bir merkeze başvurulmalıdır.
Polikistik Over Sendromu olan kadınlara neler önerilir?
Polikistik Over Sendromu olan kadınlara gebelik sonrası da jinekolojik takipleri bırakmamaları ve yıllık muayenelere devam etmeleri önerilir. Bu hastalarda ileri yaşlarda şeker hastalığı başta olmak üzere bazı hastalıkların gelişimi söz konusu olabilmektedir.
Bunu önlemek için aşırı kilo alımı engellenmeli ve gerekirse ilaçlarla düzenli adet görmeleri sağlanmalıdır.
Polikistik Over Sendromu, kadınlardaki önemli bir yumurtlama problemi. Sorun, toplumdaki her 5 kadından birinde görülebiliyor. Bunun için kadınların her yıl düzenli olarak jinekolojik muayenelerini yaptırmaları gerekiyor.
Memorial Hastanesi Tüp Bebek Merkezi'nden Opr. Dr. Banu Kumbak Aygün, yumurtlama probleminin önde gelen sebebi "Polikistik Over Sendromu" hakkında bilgi verdi.
Polikistik Over Sendromu nasıl oluşur?
Kadın vücudunda bulunan iki yumurtalık, bir adet döneminde döllenmeye müsait bir olgun yumurta geliştirir. Bu yumurta gelişimini ve olgunlaşmasını "follikül" adı verilen içi sıvı dolu bir kesecikte tamamlar.
Polikistik Over Sendromu'nda ise birçok yumurta aynı anda olgunlaşmaya çalışır fakat bunu başaramazlar. Sonuçta bir çok yumurta vardır ama bunların hiçbiri gelişip döllenme yeteneği kazanamazlar. Ultrason muayenesinde ise yumurtalıklar, içerisinde gelişmemiş yumurta bulunan bir çok kesecik yani birçok kist şeklinde görülür.
Polikistik Over Sendromu'ndan hangi durumlarda şüphelenilmelidir?
Çocuk sahibi olmak amacı ile tüp bebek merkezlerine başvuran kadınların yaklaşık %20'sinde yumurtlama problemi mevcuttur. Yumurtlama problemlerinin en önde gelen sebebi ise Polikistik Over Sendromu adı verilen durumdur.
Özellikle bir hanım düzensiz adet görüyor, tüylenmede artış mevcut ve kilosu da normalin üzerinde ise, bu sendromdan kuvvetle şüphelenilmeli ve gerekli muayene, ultrason ve tetkikler yapılarak durum açıklığa kavuşturulmalıdır.
Polikistik Over Sendromu’nun sebebi nedir?
Hastalığın gelişim mekanizmasında karbonhidrat metabolizmasını düzenleyen "insülin" hormonunun da etkili olduğu düşünülmektedir. Zira bu hastalar aynı zamanda kilolu kişilerdir. Aşırı kilo ise insülin direncine sebep olur. İnsülin direnci gelişmesi Polikistik Over Sendromu'nun tetikleyici nedenlerinden biri olabilir.
Hastalık nasıl tedavi edilir?
Tedaviyi planlarken öncelikle bu hastaların diyetisyen gözetiminde ideal kilolarına inmeleri sağlanmalıdır. Gerekirse insülin direncini kırmak için şeker hastalarında kullanılan "metformin" ilaç tedavisi bu dönemde kullanılabilir. Tıbbi tedavi ve kilo kaybı sonucunda adetlerde önemli oranlarda düzelme olabilmekte, yumurtlama probleminin ortadan kalkmasıyla bazen gebelik kendiliğinden oluşabilmektedir.
Ancak bu işlemlerden sonra adet düzensizliği devam ediyorsa, yumurtlamayı uyaran ilaçlar ve hormon iğneleri uygulanabilir. Bu takipler sonucu gelişen yumurtalardan normal ilişki önerilerek veya aşılama yöntemi ile gebelik oluşturulmaya çalışılır. 3-4 kez yapılan takip ve aşılama ile gebelik elde edilememiş ise tüp bebek yöntemine geçilmesi önerilir.
Polikistik Over Sendromu kendini farklı bir karakterle gösterebilir mi?
Bazen ultrason muayenesinde yumurtalıkların görüntüsü Polikistik Over Sendromu gibi izlenebilir. Bunu gerçek Polikistik Over Sendromu ile karıştırmamak gerekir. Adetler düzenli olabilir, kilo fazlalığı ve tüylenmede artış olmayabilir, fakat yapılan ultrason muayenesi sonucu yumurtalıkların polikistik görüntüde olduğu ifade edilebilir.
Böyle durumlarda da 1 yıl korunmasız düzenli ilişkiye rağmen gebelik oluşmuyorsa mutlaka bir merkeze başvurulmalıdır.
Polikistik Over Sendromu olan kadınlara neler önerilir?
Polikistik Over Sendromu olan kadınlara gebelik sonrası da jinekolojik takipleri bırakmamaları ve yıllık muayenelere devam etmeleri önerilir. Bu hastalarda ileri yaşlarda şeker hastalığı başta olmak üzere bazı hastalıkların gelişimi söz konusu olabilmektedir.
Bunu önlemek için aşırı kilo alımı engellenmeli ve gerekirse ilaçlarla düzenli adet görmeleri sağlanmalıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)